uordek.esiyo.each
Yaşam
Yaşam hakkındaki tüm notlarım
Çizginin Dışındakiler
May 1st
Geçtiğimiz günlerde Malcolm GLADWELL’in “Outliers” Çizginin Dışındakiler adlı kitabını okudum. Oldukça güzel ve hoş bir kitap olduğunu düşünüyorum bu nedenle sizler için, daha doğrusu sizlere kitabı satabilmek için :) bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Genel Değerlendirme:
Yazılara tersten başlamak adetim değildir ama bu sefer böyle yapmak istedim. Genel değerlendirmem kitabın oldukça iyi olduğu yönünde. Özellikle yine son zamanlarda okuduğum bir diğer popüler kitap olan Martin Lindstrom’un Buyology adlı kitabı ile karşılaştırdığımda bir baş yapıt olduğunu söylemek herhangi bir sakınca görmüyorum.
Aslında Outliers’da kolay bir kitap olmaktan çok uzak. Kitabın sonundaki yazarın kendi kritiğini yapması ve kitabın genel hatları insanda bazı karamsar duyguların oluşmasını sağlıyor. Tarih boyunca başarılı olmuş karakterlere birer mit olarak bakmaktansa yakınızda yer alan ve doğru zamanda doğru kararlar vermiş birer insan olarak göstermesi, başarıyı kâf dağından ayaklarımızın dibine getirebiliyor. Aynı zamanda bunu son derece mantıklı ve kanıtlara dayandırarak yapması, bunun mümkün olacağını belitiyor.
Yazar başarıyı ayaklarımızın dibine getirirken, diğer yandan fırsat ve zamanlama konusunda insanın elinde olmayan daha büyük bir güçün varlığına işaret ediyor ki işte o zaman daha da karamsarlığa kapılıyorsunuz.
Genel olarak başarının olmazsa olmaz maddeleri ile beraber bu maddeleri yapsanız dahi “niye çizginin dışındakiler kadar başarılı olamadığınızı” anlatan harika bir kitap.
More >
Spartacus Blood and Sand
Apr 27th
Gerçekten iyi dizi, ilk bir-iki bölüm oldukça yavan geçiyor. biraz sabır sonrasında Spartacus ve arkadaşları entrikanın dibine vuruyorlar. Ezel’in Roma versiyonu.. hemde gereksiz uzatılmamış :)
1. sezonu tarafımca izlenmiş olup, dizinin “öyle böyle değil” gerçekten çok sert görüntüler içerdiğini söylemek isterim :) İzlenirken dikkatli olunması ve kadınların (özellikle hamile), çocukların izlememesi gerekir diye düşünüyorum.
Bebek odası
Mar 22nd
Merhabalar,
Bebek odası dediğiniz şeyi hafife almayın, aldırmayın. Yanılırsın “yeğen” der Ramiz dayı. Bebek odasını doğumdan en az 2 ay öncesinde eve gelecek şekilde hazırlıklarınızı yapın. Birkaç kez yıkayın silin tekrar yıkayın silin. Kokusu çıksın diyorlar ama 2 ay boyunca o bebek odasında ne yapacağımızı kimse söylemiyor!
Boya konusuna gelince kendiniz yapmayın, kaşınmayın. Ben kaşındım, kaşıdılar :) Avrupa ve Amerikan filmlerinde çocuk odasını boyayan erken ve romantik erkeklere kanıp evde ben boyarım, ben romantik erkeğim diye geçinmeyin. Aslında o filmlerin yapıldığı ülkelerde işçiliğin maliyeti çok yüksek olduğu için adamın parası yetişmiyor.. sonra yok ben romantiktim de, yok ben kendim boyamak istiyordum da.. inanmayın yaa adamın parası yok.
Paranız var ise profesyonel yardım alın.
Bu arada mobilya alırken gezebildiğiniz kadar gezin. Eli ayağı düzgün mobilyalar için fiyatlar 2000 TL’den başlıyor. Fakat hanıma ve ailenize söz geçirebilirseniz (ama bu çok zor) ucuz bir başlangıç yapın, sonrasında erken yaşta genç odası alın. Emin olun çocuğunuz daha mutlu olacaktır. Anneler ve aileler genelde daha şeker olduğu için bebek odası diye bastırıyorlar.
Mobilya konusunda benim tercihim Masko‘daki Beybish mağazası oldu. Yani isminden de anlaşılacağı gibi ben bebek odası aldım.. :) Ehh yazıyoruz ama yazdığımızı yapıyoruz anlamına gelmiyor elbette.
Sevgiler.
İş Fırsatı (Ruby on Rails)
Jun 26th
Merhabalar,
Oldukça yakın ve kadim dostlarımdan Litespell yöneticleri, Litespell bünyesinde bir yazılım ekibi oluşturma çabasına girişti. Oldukça güzel, neşeli bir çalışma ortamda İnternet teknolojilerinin mutfağında çalışmak isteyen arkadaşlar başvurularınızı bekliyoruz.
İş ilanı mı ? işte link.
Kolay gelsin :).. Bu arada başvuruları değerlen kişilerden birisi de ben olacağım.. bilginize :)
Düzeltme: Malesef artık aranmıyor.
Kasım Ayı Ezdi Geçti
Nov 29th
Merhaba arkadaşlar,
Bu aralar evde ve iş yerinde oldukça yoğun ve yorucu bir dönem geçiriyorum. Özellikle Vodafone’da oldukça sert bir dönemi geride bıraktık ama başarı ile bıraktık :) yani en azından teşekkür maili aldık, bizi bu kadar yoran şey ise Vodafone’un yeni özelliği “Tek Fatura” (Single Invoice), işin büyük kısmı Fatura üzerinde olduğu için canımız çıktı diyebiliriz, ama başarının verdiği o güzel hazzı, projenin son gününden 1-2 gün önce tatmayı başardık. Üstelik Vodafone IT departmanı 2 sene sürmesi planlanan bir değişim sürecine girdiği şu sancılı günlerde yaptık bunu :) kolay iş değil yani…. Yoğunluk diyorum, diyorum ama aklınızda soru işareti oluşmasın, tüm bu çalışma boyunca (6~7 yıldır olduğu gibi) ben hiç fazla mesai yapmadım, çalışma arkadaşlarımdan Salih Diler ise, sadece birkaç gün fazla mesai yaptı.
Hayatımdaki yoğunluğun Vodafone kısmı bu şekilde devam ederken, dertsiz başıma bir de yeni televizyon alma derdini eklendim, sanki sizleri duydum “iyi halt ettin” mi dediniz ? Eh teknoloji ile ilgileniyoruz yaa, bu işlerden anlıyoruz yaa.. öyle gözümüzü kapatıp “aaaa bu televizyon güzelmiş, hemen alalım şunu” diyemedik, 2 hafta boyunca girmediğim site, okumadığım yazı, bakmadığım özellik açıklaması kalmadı, üzerine bir de işin felsefesine kaçtık, fiyat performans çıkartırken mantık çercevesinde her bir özelliğin ne kadar edeceğini bulmaya çalışıp, bu özelliklerin fiyatları ne kadar etkilediklerine baktım, inceledim.. falan filan.. uzun uzun yazmadan hemen sonunu söyleyeyim, gözümü kapadım ve Sony Bravia aldım… aldıktan sonra “bu işi baştan yapsaydım” dedim :)
Öncelikle birşeyi belirtmek zorundayım, şu plazma ve lcd tartışmaları artık gözümde son buldu. Şöyleki tüm özellikler artık birbirlerine denk gibi, fakat en ayırt edici özellik LCD’lerin daha az elektrik yakması (Çevreye duyarlı bir vatandaş olarak bu benim için çok önemli) ve yüksek çözünürlüğe sahip olmaları. Özellikle LCD’lerdeki parlaklık sorunuda çözüldükten sonra (Kontrast Oranı 5000:1′den düşük almayın, hatta yanına yaklaşmayın, tersini söyleyen kişiye inanmayın) LCD, plazmanın önüne geçti. Özellikle son teknoloji LED LCD’ler ve 100 Hz’lik LCD’ler tam bir sanat eseri. Cebinizde 10.000 YTL’niz var ise Samsung’un bir modeli var.. kaçırmayın derim, benim yoktu kaçırdım bir dahaki bahara artık.
İşin felsefi tarafını özetlemek gerekir ise, bir televizyona 3000 YTL’den fazla verilmez. Bu tarihte (Kasım 2007′de) Full HD almanın bir anlamı yok Blue-Ray veya HD-DVD sistemlerinin yaygınlaşması gerekiyor. Fakat 1080i girişi destekleyen bir model almalısınız.
Ek bir bilgi olarak http://www.istanbulbilisim.com.tr adresinden modellerin detaylı bilgileri bakabilirsiniz, fiyat olacak pek cazip bir site olmasada, diğerlerinden daha fazla model ve özellik açıklamaları bulabilirsiniz.
Bir de Amerika’da birkaç arkadaş var ki, bu aralar canımıza okuyorlar :) Ahh şu Stanford’lu gençler yok mu…
Kolay gelsin.
Kizlarayaklandı
Oct 18th
Merhabalar,
Türkiye’nin ilk ‘ticari’ RoR (Ruby on Rails) uygulamalarından birisi olan Kizlarayaklandi yarışması sonuçlandı. Büyük ödülü kazanan Burcu Güleç‘i ve diğer kazanan arkadaşları başarılarından dolayı tebrik ederim. Projede emeği geçmiş olan herkeze, özellikle Litespell’den Erhan Yürük ve Mehmet Hazman’a teşekkür ederim. Beraber nice güzel projelere diyorum ve bitiriyorum :)
Kolay gelsin.
Bağımsız Lili
Oct 16th
Merhabalar,
Biraz önce “Je vais bien, ne t’en fais pas” (bağımsız ruhlar) adlı filmi seyrettim. Gerçekten çok güzel bir film, aşağıda da bu filmin unutulmaz müziği yer alıyor.
Uzun süredir böyle güzel bir film seyretmemiştim. İlk 10~20 dk. içerisinde tempo biraz düşük eğer yılmaz ve filmin devamını izlerseniz yaşattığı duygu seli sizleri oldukça tatmin ediyor.
Öncelikle bu duygu selini yutmak, hazmetmek istiyorsunuz. Ama size fazla geliyor, kendinizi çok zorluyorsunuz görünürde 5 yaşındayken 2 külah dondurmanın size yaptığı etkiyi yapıyor, midenize oturuyor, tam tanımı “Boğazınızda birşeylerin eksikliğini hissettiren bir yumru ve midede hafif bir kasılma”.
Bu film ne 2 külah dondurma, ne de bizler 5 yaşındayız.
Kolay gelsin.
Askerlik Hatırası
Oct 4th
Merhabalar,
Askerlikten geriye kalan sadece bu değil elbette. Ama bana askerlik günlerini hatırlatan şeylerden biri..
307 K.D. olup, 11. Piyade Tug. Denizli’de görev yapan herkez bilir ve hatırlar.. :)
Alizee, La Isla bonita
http://www.veoh.com/videos/v1164743Qa5dFmkb
Kolay gelsin.
Tatil :)
Aug 3rd
Merhabalar,
Tatile çıkamayanları düşündükçe bu yazıyı yazmak içimden gelmiyor ama :) BEN TATİLE ÇIKIYORUM :) diye bağırıyorum :) işte gördünüz bağırdım. Uzun uğraşlar sonucunda, Vodafone’da bulunan sevgili yönetici kardeşlerimizin benim 3 hafta olan tatilimin hepsini kesmemeleri konusunda ikna edebildim ve 3 hafta çıkmam gereken tatilime 1 haftacık da olsa çıkabileceğim için ne kadar mutluyum bilemezsiniz. Bana bu hazzı yaşatan sevgili yöneticilerime teşekkürü bir borç bilirim. Üstelik bana ‘sen daha yeni geldin ya, ne tatili ?’ diye soran çalışma arkadaşlarımı da sizlerin huzurunda sevgiyle kucaklıyor :) ve ben TATİLE ÇIKIYORUM :)
Kendinize iyi bakınız, bir aksilik çıkmaz ise, sizlere Bodrum’dan da bir yazı yazmaya çalışacağım. Hoşçakalın.
Evlilik ve Danışmanlık
Jun 13th
Merhabalar,
Geçtiğimiz bir ay içerisinde hayatımda olup biten değişikliklerin toplamı belkide beş senedir başıma gelmemiştir. Kardeşim insan hayatı değişir değişirde bu kadar mı değişir. Aslına bakarsanız depresyona bile girdim ama teşhis koyamadım (ne olduğunu bilmiyorum ki, sanki siz biliyorsunuz?). Tek bildiğim önceden sevgili eşime çok uyuduğu için ‘tavuk’ lakabını uygun görürken, şimdilerde eşim televizyon seyrederken;
- ‘Agghhh… benim uykum geldi ben yatıyorum’ diyorum,
- ‘Daha erken, sana iyi uykular canım…!’ diyor…
Bu durumda iki seçenek var; ya gülme komşuna gelir başına olayı ya da ben depresyondayım. Kolay mı kardeşim? 5 Mayıs 2007′de evlendim, iyi tamam süper, eşimi çok seviyorum, zaten uzun süredir beraberdik o yönden pek bir değişiklik olmadı ama, (burada ‘ama’nın altı özellikle çizili) haftanın ortalama 6 günü akşam yemeklerini dışarda (yani Taksim’de) yiyen ben.. artık tüm yemekleri evde yiyorum! Taksim’i ancak hafta sonlarında, açık görüş olduğunda :P ve rüyalarımda görebiliyorum. Tüm bunların yanında bir de şu Vodafone Türkiye olayı çıktı ama nasıl çıktı, anlatayım; evlenir evlenmez dinlenmek için bir hafta tatile çıktım (ohhh canıma değsin iyi ki çıkmışım) tatilden dönmek üzere iken şu anki patronum Osman Ataker’den bir telefon aldım. Kendisi bana pazartesi Vodafone Türkiye’ye gitmemi, bundan sonra orada danışmanlık hizmeti vereceğimi söyledi. Gittim, ve halen Vodafone Türkiye’de danışmanlık hizmeti vermekteyim.
Şimdi ben size bunları anlattım ama siz bir gariplik göremediniz değil mi? Evet göremezsiniz tabii, çünkü “yok” sadece evlilik, ortam ve arkadaş değişiklikleri hepsi bir arada fazla geldi aslında :). Demek ki neymiş, herşeyinizi bir anda değiştirmeyin, tamam benim için önemli değil siz değiştiriyorsanız değiştirin de benim değiştirmemi istemeyin.
Şimdi sizlere biraz da Vodafone Türkiye’nin Bilgi İşlem-Yazılım Geliştirme (IT-Software Development) bölümünden bahsedeyim, belki aranızda burada çalışmak isteyenler olabilir. Aslında Vodafone’un bilgi işlem bölümü diğer rakiplerine göre biraz daha küçük, çalışan sayısı daha az ama gene de aynı işi yapıyorlarki sizlere yani Vodafone kullanıcılarına hizmetler sorunsuzca ulaşıyor. Tam rakamı bilmiyorum ama tüm bölümler ile beraber toplam ~300 kişiden oluşuyor. Tüm yazılım geliştirme proseslerinde tahmini ~100 kişi (fazlası olabilir) çalışmakta. Tüm bu insanların açık bir ofiste beraber çalıştıklarını düşünün, işte orası Vodafone’un IT bölümü :). Yaklaşık 100~120 metre uzunluğunda, 50~70 metre genişliğinde bir açık ofiste veri tabanı yöneticilerinden tutunda, testçilere kadar herkes bu açık ofiste çalışıyor, kaynaşıyor, gülüşüyor :) kısaca hafta içi hergün sabah 08:00′inden akşam 17:00′ına kadar yaşıyor, fazla mesai yapanlar da cabası :(. Küçük bir bilgi, yöneticilerin ayrı bir odası yok, IT’nin başındaki kişi de bu açık ofiste çalışıyor. Yakın zamanda Maslak’a taşınmayı düşünüyorlarmış, o zamana kadar halen danışmanlık görevim devam ederse, bana da Maslak yolları gözüküyor. Hemen eklemekte fayda var, sanırım halen işe alım süreci devam ediyor, bilginize.
Kolay gelsin..
Evleniyorum :D
Apr 12th
İstanbul Üniversitesi Ruby Semineri
Mar 25th
Merhabalar arkadaşlar,
24 Mart 2007 Cumartesi günü İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde, Hüseyin Gömleksizoğlu ile Ruby ve Ruby on Rails konuları hakkında seminer verdik. Her birimiz iki saatlik konuşma yapacaktık, ben saat 13:00′dan başlayarak 2 saat boyunca genç yazılımcı arkadaşlara Ruby ve yazılım dünyası hakkında seminer verdim. Benden sonra sözü alan Hüseyin arkadaşımız, sunumuna yeni başlamıştık ki, kısmetsizliği tuttu ve güvenlik görevlisi, bir terslik çıktığını ve 30 dakkika sonrasında bölümün kapatılacağını söyledi. Yazık oldu, çok yazık oldu. Genç arkadaşların Ruby on Rails ile tanışamamaları gerçekten çok kötü oldu ama en azından varlığından, yazılımdan, yazılımcılıktan bahsetti Hüseyin arkadaşımız.
Kolay gelsin :)
Küresel Isınma Gerçeği
Feb 8th
Merhabalar arkadaşlar,
Bu seferki yazımız bilgisayar ile ilgili değil, daha önemli bir şey ile ilgili, küresel ısınma gerçeği ile ilgili. Aranızdan bazıları çıkabilir, “yok yahu öyle birşey, bizlerin küresel ısınmaya hiçbir katkısı olmuyor.. hatta küresel ısınma diye birşey yok” derse…. yakınımda demesin, uzakta desin.. bu sözleri sarfeden insana yaklaşana kadar sinirim geçebilir, kendime gelebilirim.
Arkadaşlar durumu kabul edelim. Küresel ısınma var ve eğer önlem almazsak çok kötü sonuçları beraberinde getirecek. Bunlardan bazıları sonuçunda Dünya nüfüsunun %40′ı direkt olarak etkilecek. Biraz daha gerçekçi bir örnek vermek gerekir ise Türkiye’de yaşayan 70 milyon insanın %40′ının (aşağı yukarı 28 milyon ediyor.) bu durumdan direkt ve şiddetli bir biçimde etkilenebilir, etkilenecektir.
En son üç güzide bakanımızın yaptığı açıklamada dünyayı bu hale getiren zihniyetin (Ben bu zihniyete Bush zihniyeti diyorum. Çok sevdiğim müzisyenlerden biri olan Moby’nin değimi ile ‘Aptal’ zihniyeti.) Türkiye’de de etkili olduğunun göstermektedir. Bu açıklama nedeni ile bizi yöneten insanlardan, özellikle çevre bakanının karadenizli olmasından (ki ben de karadenizliyim..) çok büyük bir utanç duydum. Tüm Türkiye’nin doğayı sevdiğini ve doğaya zarar vermek istemediğini biliyorum ama karadenizlilerin daha hassas olduklarını düşünürdüm, yanılmışım, hepsi değilmiş. Bu ülkenin insanları uzun süre boyunca topraktan kazançlarını elde ettiler. Toprağa baktıkları zaman topraktan verim alacaklarını bilirler. Ama bu üç bakanımız bunları unutmuş gibi.
İyi haber ile başlayalım Türkiye karbondioksit salınımı konusunda Dünya’daki toplam salınımın %1′ini bile yapmıyor. Hemen gevşemeye başlamayın, kötü habere gelince Türkiye’de yapılan karbondioksit salınımı geçen yıla göre %70 artmış.
Öncelikle şunu görmemiz gerekir. Türkiye’deki bu artış gelecek yıllarda devam etmez diyecek kişinin anlını karışlayacak birçok çıkacaktır, bu nedenle böyle bir durumu aklınızdan bile geçirmeyin. Özellikle enerji kaynaklarının özelleştirilmesinden sonra fosil yakıtlara olan ihtiyaç oldukça artmış ve son bir (evet sadece bir yıl) içerisinde Türkiye’de daha önceden varlığı bile tartışılan bir sektör ortaya çıkmıştır. Bu sektörün büyüklüğü tahmini bir değerle (karbondioksit salınımına paralel olarak) %70 artmıştır. İçerisinde bulunduğumuz 2007 senesinde %70 artması ki bu bir hayal değil, Türkiye’nin Dünya’yı kirleten ülkeler arasına girmesi demek ve biz bunu istemiyoruz.
İşin özü, Dünya üzerinde 200′den fazla ülke mevcut, tam sayıyı bende bilmiyorum. Dünya üzerinde yer alan tüm ülkeler bizim kadar karbondioksit salınımı yapar ise, Dünya’nın sonu zaten gelmişti. Bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım; Her ne durumda olursa olsun şu anki karbondioksit salınımı bile Türkiye için çoktur. Bunun artmaması için çalışmalı, diğer Dünya ülkelerine örnek olmalıyız.
Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, kendisine yakışanı yapmalı, doğal enerji kaynaklarını teşvik etmeli, fosil yakıtları kullanmayı bırakmalıyız. Türkiye içerisinde petrolün kısıtlı miktarda bulunması nedeni ile ortaya çıkan dışa bağımlılığı azaltabilir ve doğaya olan borçumuzu rahatlıkla ödeyebiliriz.
Eğer bunları yapmaksak;”Eğer bir kişi, bir konuyu anlamamak için para alıyorsa o kişiye gerçeği göstermek çok zordur.” sözünü söylemek gerekiyor. Bush’un petrol firmalarından para yediğini tüm dünya biliyor (Salak A.B.D’liler hariç, salak olmayan biliyor :) ). Ama bunu yapmazlarsa, demek ki bizimkiler de para yiyor.
- Umarım şereflerini yüksek miktarlara satarlar.
- Umarım çocuklarının geleceklerini yüksek miktarlara satarlar.
- Umarım bu satışın sonunda paralarını harçıyacak bir dünya bulabilirler.
(Üstteki paragraf ile ilgili olarak; bu yazının yazıldığı tarihten 2,5 ay sonra NTV-MS-NBC‘de yayınlanan ‘Küresel ısınma öngörülerine sansür‘ haberi ile örtüşmektedir.)
Kolay gelsin…
*Not: http://www.iklimkrizi.net/ veya http://www.climatecrisis.net adreslerinden gerekli bilgileri alabilir ve bireysel olarak yapabileceklerinizi öğrenebilirsiniz. Ve elbetteki bununla beraber… “uygunsuz gerçek” filmini izyelebilirsiniz. Daha doğrusu lütfen izleyin.
Hesap İşletim Ücreti
Jan 16th
Gomleksizoglu.com’da yer alan “Hesap İşletim Ücreti” adlı yazıya katılmamak elde değil.
Ben de kendi çalışmak istediğim bankalara bu “Hesap İşletim Ücreti” hakkındaki mektubu gönderdim, cevap bekliyorum.
Umarım sizler de gönderir ve cevaplarınızı alırsınız… Unutmayın; Bankalar paranızı saklamak için oluşturulmuş, kar amaçlı kuruluşlardır. 10 yıl öncesinde hiç para almadan bir sürü hesap açan ve bu şekilde çok büyük karlar kazanıp bankacılık sektörünü gelişmesine çok önemli katkıları olan bankaların, “artık almaya mecburuz yoksa zarar ederiz” gibi açıklamalarda bulunmalarına kanmayın. Bunun bir kuyruklu yalan olduğunu, kuyruğunun da güneş sisteminin dışında olduğunu bilin.. bilmeyenlere bildirin..!
Kolay gelsin..
Güzel, güneşli bir pazar günü..
Dec 3rd
Merhabalar,
Bugün çok güneşli, çok güzel bir gündü. Değil mi ? Öyle idi öyle… Özellikle Asmalı mescit bölgesinde biz biraz üşüsekte asmakilit ile yaptığımız sıcak sohbet bizim ısınmamıza yetti de arttı bile. Ehh bu uzun ve güzel sohbetin sonlarına doğru güneşin kaybolması ile daha sıcak kısımlara geçsek bile, sohbetimizin dozu ve sıcaklığı hiç değişmedi, memleketi kurtardık, hastalıkları iyileştirdik, astıma, kansere, beyin tümörüne ve ‘aynştayn’ a çağre bulduk :). Furoyd’dan da bahsetmeyi ihmal etmedik. Felsefe yaptık, felsefe yapmayı tartıştık felsefe yaparken. Unutmadan ülkenin enerji problemlerinden, siyasi çözümlerden bahsettik.. şimdi düşünüyorum da futboldan konuşmadık :) iyi ki de konuşmadık.
Çok hoş bir sohbetti, asmakilit‘e kuçak dolusu sevgiler.
Kendinize iyi bakın :)